Baraj Günleri

Şef…..İlk başlarda çok acayip geliyordu bu kelime.. Yemek yapıyormuşum gibi hissettirse de en başlarda, alıştım doğrusu. Bu akşam itibariyle mesleki hayatımın ilk ayını doldurmuş bulunuyorum. Evet, çok başarılı bir öğrenci olmadığımdan ötürü bir çok kaygıyla başladığım mesleki hayatıma iyiden iyiye ısınmanın sevincini yaşıyorum.

Çocukluk dönemlerimde yaz tatilini geçirdiğim köyümüzde, eğimli toprak yollara yağmur yağsın diye dua ederdik.. Çünkü çamurdan baraj yapmak çok eğlenceli bir şeydi bizim için. Suyun en fazla aktığı ve yağışın yolda en geniş yatağı oluşturduğu kısıma yapardık çamurdan barajımızı. Küçük taş tipi dolgu barajlardı hepsi. Gövdenin biraz üst kısımlarında da barajımız yıkılmasın diye suyu derive ederdik başka taraflara.. Harbi harbi mühendis çocuklarmışız yahu.

Şimdi ise KOLİN İNŞAAT bünyesinde GÖKÇEBEL BARAJI inşaatında  “Sanat Yapıları” kısımında Saha Mühendisi olarak ilk 11de görev yapıyorum. Çocukken eğlenerek yaptığım bir olayın gerçekleşmesinde rol almak gerçekten de çok güzel bir duygu..

Biraz da işten bahsedelim.. Sanat Yapıları Kısım Şefliği olarak  “Şut Kanalı” , “Yaklaşım Tüneli” , “Su Alma Yapısı” , “Kapak Şaftı” , “Elektrik Santral Binası” üretimlerimiz devam ediyor.. 156 kişilik ekibimizle gece ve gündüz olmak üzere iki vardiya ile sürekli üretim halindeyiz. İş, işçi ve yönetim üçgeninin her noktasında yer almak biraz ağır gibi gelse de alıştım artık. Bir de şu ŞEF kelimesine alışabilsem tam olacak.. Herkes birbirine şef diyor çünkü.. Herkesin şefliği kendine tabi =))

İlk iş günümde, yerin yaklaşık 50 metre altındaki yaklaşım tüneline girdiğim gün “ohaa bu ne lan” dediğim iç sesimi hiç unutmayacağım herhalde.. Yaklaşık 2 km kadar 35-40 cm suyun içerisinde yürüdükten sonra kemer kalıbına vardığımızda, orada 4,5 metrelik alanda çalışan 10 kişiyi gördüğümde anladım ben hayatı.. Kimse konuşmasın artık işinin zorluğundan.. Bu adamları görseniz gerçekten de hayatınıza şükredersiniz. Şimdi eğlence gibi geliyor tabi tüneldeki işler.. Alışınca öyle demek ki. Tünel çadırı ile tünel arasındaki iletişim bir telefonla sağlanıyor.. İçeridekilerin canı sıkılınca şu tip diyaloglar dönüyor:

– Tünel sol taraf konuşuyor… Duyuyor musun çadır ?

– Evet duyuyorum.  …………. sana çatır çatır.

ya da

– Sol taraftan çadıra

-Dinliyorum

-Kemer kalıbındaki kollektör var ya

-Evet

-Heh o sana girsin…

şeklinde devam ediyor.. Ne yapsın adamlar.. İşi gayet ciddi şekilde yürütmenin tek şartı işi eğlenerek yapmaktır çünkü.. E tam bana göre işte. Şanslıyım yani çalışanlardan yana…. Bazen bunalıyor, bazen sinirleniyor olsam da bu durumu onlara yansıtmadan işin gerektirdiği şekilde yapılması taraftarıyım.. Kimilerine göre çalışan insanlara sert ve tavizsiz yaklaşım gerekiyormuş.. Ben buna hiç inanmadım ve de inanmayacağım da. Babam yaşında adam bunlar.. Benim konumuma saygı duyacaklarsa hiç duymasınlar daha iyi.. Onlara insan olduklarını hissettirmeyeceksem, haklarını korumak için mücadele göstermeyeceksem burada olmamın bir anlamı yok.. İşin yapılması için işçinin ezilmesi gerekmez.. Serkan hocamdan öğrendiğim en güzel şey olan “Önce İNSAN” olgusunu burada uygulamak çok önemli bir şey.. Geleli 1 ay olmasına ve de 2 vardiya görmeme rağmen onların da yaklaşımımdan ötürü konumuma duydukları saygıyı kişiliğime duydukları saygı olarak değiştirmiş olmalarını görmek çok güzel.. ( Şu uzun cümleyi kurdum ya o da bana yeter tabi )

Başarılı bir öğrenci değildim.. Bunu tekrarlayarak söylüyorum ama başarılı bir mühendis olacağıma inancım giderek artıyor.. Hızla öğreniyor ve de hızla uyguluyorum. Çünkü… İnanmadan Yaşanmaz !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir